Hakkımda

“Beyin herkeste aynıymış. Nasıl o zaman bu kadar farklı insanlarız?’’ Bazımız daha duygusal ya da daha mantıksal, bazımız çok sosyal ya da çok utangaç. Sadece karakterlerimiz de farklı değil. Mesela, anı oluşturma ve hatırlama mekanizmaları teoride benziyor ama birimiz unutkan oluyor bir diğerimiz bizi şaşırtacak şekilde her şeyi hatırlıyor. Kimisi için ne kadar yaratıcı diyoruz, kimisini hiç yeteneği yok diye etiketliyoruz. Beynin kompozisyonu herkeste aynı olabilir, ama farklı karakterler oluşturuyoruz, farklı kullanıyoruz, farklı hissediyoruz.

Çocukken benden büyüklere çekimser göründüğüm zamanlar bu sorular geçiyordu işte aklımdan. Küçüklerin durumu belli: özenilesi bir hayat… çok geniş bir hayal dünyası, bir oyuncaktan beş bin oyun çıkaracak kadar yaratıcılık, yeni bilgiye aç zehir gibi beyinler… Büyüdükçe ise durum değişiyor. İlk deneyimlerle ve çelişkilerle dolu bir ergenlik dönemi, iyisiyle kötüsüyle dillerden düşmeyen üniversite yılları, sonra da kişiye özgü ama aynı ad altında toplanan ‘stres’ faktörleri ile bir yetişkinlik. Ama o farklı tepkileri, farklı karakterleri, farklı hikayeleri gözlemlemek beni buralara sürükledi.

Önce işin mutfağını merak ediyorum diyerek moleküler biyoloji ve genetik bölümünü seçtim. Sonra o en başta bahsettiğim sorular dallandıkça anladım ki bana göre işin mutfağı ‘beyin’de yer alıyormuş. Tabi moleküler bakış açısı aldığım için şanslı olduğum zamanlar var. “Eşsiz” olmamıza merakım bazı dersler ile çözülmeye başlamıştı. Son sınıfta bir de nöroplastisite ile tanışınca kendimi her gün beyinden bir şeyler okurken buldum. Bir baktım elimdeki kitap beyin üzerine, aldığım dergilerin beyin sayfaları işaretli, kişisel gelişim diye yöneldiğim online dersler beyine yönelik, çevremdekilere hep kaliteli yaşamı daha iyi bir beyin üzerinden anlatıyorum, sıkılmadan öğrendiklerimi aktarıyorum, kendi hayatımda denediklerim yaşam tarzıma dönüşmeye başlamış ve her trendi / yeni araştırmayı / bilgiyi heyecanla takip etmeye çalışıyorum. Yani tutkulu bir beyin olarak yoluma devam ediyorum.

Sinirbilim üzerine uzmanlığın var mı derseniz, hayır yok. Kendimi keşfetmek ve tutkumu mesleğe çevirmek istediğimi fark etmek zamana yayıldı. Yüksek lisansım moleküler biyoteknoloji ile devam etti ama deney araları beni ya birilerine beyin anlatırken bulurdunuz ya da bir odada online psikoloji ve nöroloji dersleri alırken. Peki, neden tutkumu moleküler düzeyde ilerletmedim? Proje yürütmek ve laboratuvarda gizem çözmek ya da çözüm geliştirmek çok değerli bir dünya, emin olabilirsiniz. Benim için ise durum; okumaktan, araştırmaktan ve bilgi toplamaktan keyif alıyorum, ama sonra bu bilgiyi paylaşmayı/anlatmayı seviyorum, hemen o gün kullanılabilecek ve uzun vadeli sonuçlar getirecek öneriler ile sadece kendi hayatımın değil diğer insanların hayat kalitesini de artırmak istiyorum.

İşte bu blog bu tutku üzerinden akıp gidecek. Derslerden, seminerlerden, okuduklarımdan, araştırdıklarımdan ve iletişime geçtiğim/takip ettiğim kişilerden öğrendiklerimi birleştirerek size katkı sağlamaya çalışacağım. Hem mevcut olanı hem yeni / güncel bilgileri en anlaşılır şekilde burada not tutacağım. Gizemli sandığımız beyinde öğrenilen bilgiler ne ve bu bilgileri bilmek nasıl işimize yarar beraber bakacağız. Ufacık bile dokunursam hayatlarınıza ne mutlu…