Kadın Beyni ve Erkek Beyni Miti Gerçek Mi?
Kitaplarda, derslerde ve bilimsel çalışmalarda ‘insan beyni’ olarak okuduğumuz ve öğrendiğimiz beyin için ne zaman ‘ayrımcılık’ başladı? Kadınlar Günü’nü bile içimize sinerek kutlayamadığımız ve her geçen gün daha da çok mücadele etmek zorunda kaldığımız günümüzdeki farklılıklar sebebiyle mi, yoksa daha masum nedenlerle mi beyinde ‘cinsiyet’ arayışına girdik?
1854 yılında anatomist Emil Huschke, beynin frontal lobu için kadın ve erkekler arasında bir fark buldu. Sonra buna benzer beyindeki yapısal farklılıklar araştırılmaya başlandı. Stanford Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri ve Nöroloji Profesörü olan Nirao Shah, 1998 yılında davranışı kontrol eden sinir yollarını çalışırken, çiftleşme ve ebeveynlik üzerine cinsiyete bağlı farklılıklar araştırdı. Son 15-20 yıldır da gelişen teknolojiyle birlikte beyindeki cinsiyet farklılıkları için sunulan bulgular arttı. Önce ‘bilimsel’ açıdan sunulan bu farklılıklara bir göz atalım.
Beyindeki Cinsiyet Farkları
Erkeklerde beynin boyut ve hacim olarak daha büyük olduğu bilinmektedir. Elbette, boyut büyüklüğünün işlevle doğrusal bir bağlantısı yok. Hatta beyindeki bu büyüklük erkeklerin daha büyük vücut oranlarına sahip olması ile açıklanmakta ve evrimsel olarak kadınlarda bunu telafi edici işlevsel mekanizmalar olduğu ileri sürülmektedir. Sonuçta farklı beyin boyutları enerji ihtiyacı, bağlantı modelleri ve iletişim süreleri gibi problemleri çözümlemek için farklı düzenlemeler geliştirir. Kendi faydasına kullanmaya meyilli grup için de belirtilmelidir ki boyutun zeka ile bağlantısı hiç yok. Çalışmalarını severek ve heyecanla takip ettiğim Dr. Daniel Amen, 45.000 beyin taraması yaparak kadınlar ve erkekler arasında IQ olarak farklılık bulamadığını dile getirmiştir. Bununla beraber; yüzdeler, bağlantılar ve çalışma şekilleri olarak farklılıklar davranışsal ve psikolojik ayrımların sebeplerini açıklamakta önemlidir.
- Kadınlarda beyaz madde miktarı 10 kat ve erkeklerde gri madde miktarı 6,5 kat daha yüksektir. Gri madde; dikkat, hafıza, konuşma, duygular, motor kontrolü, denge, koordinasyon, kendini kontrol edebilme gibi yüksek bilişsel işlevler için bilgi işleme merkezleridir. Beyaz madde; hızlı sinyal aktarımını sağlayan nöronların myelin kılıflarını içererek tepki ve harekette hız kazandırır. Aynı zamanda, bilgi işleme merkezleri arasındaki bağlantıları temsil eder. Böylece, erkekler matematik gibi lokal işlem gerektiren konularda daha başarılı olabilirken, kadınlar dağılmış bilgileri entegre etmede daha iyidir. Kadınlar çok görevli işlerle uğraşırken, erkekler görev-odaklı çalışmaktadır.
- Kadınlar; okuduğunu anlama-yazma, algı hızı, uzun süreli bellek ve sözel yetenek konularında testlerde daha iyi performanslar göstermektedir. Erkeklerin; çalışma belleği, üç boyutlu karmaşık şekillerin uzayda döndürülmesi, harita okumak ve hareketli cisimleri takip etmek konularındaki test sonuçları daha yüksektir.
- Kadınlar yüzlere tepki verirken, erkekler nesnelere yönelir.
- Travma sonrası stres bozukluğu, Alzheimer ve depresyon hastalıkları kadınlarda iki kat yüksek ihtimalle görülürken, bağımlılık geliştirme, disleksi, otizm ve şizofreni hastalıklarının erkeklerde yaşanma olasılıkları sırasıyla 2, 10, 4 ve 2 kat daha fazladır.
- Kadınlarda östrojen ve progesteron hormonlarının, erkeklerde ise testosteron ve androjenlerin baskınlığına yönelik olarak; erkeklerde saldırganlık yüksek ihtimalle görülebilirken, kadınlarda uyumluluk davranışı daha yüksektir.
- Kadınların olayları ya da kişileri anlatırken kullandığı kelime sayısının daha çok olmasının sebebi sözel merkezlerin her iki yarımkürede de aktifliğindendir. Erkeklerde ise, duyguları ile sözel merkezleri arasındaki bağlantı az olduğundan daha az kelime ile anlatım görülür.
- Broca bölgesinin daha aktif olması sebebiyle kız çocuklar daha erken konuşabilirken, motor sistemleri ve sinyal iletimleri dikkate alınarak erkek çocuklar daha erken yürüyebilmektedir.
- Kadınlar varsayılan mod ağı (default mode network – hayal kurmada, anıları ve geleceği düşünmede aktifleşen bölüm) için güçlü bağlantılar gösterirken, erkeklerde sensorimotor sistemde (duyu ve motor verilerini birleştirerek harekette eklem stabilitesi sağlayan) ve görsel kortekste daha güçlü sinyaller alınmıştır.
- Erkeklerde zaman tahmini ve matematiksel problemlerle bağlantılı alt parietal lob daha büyüktür. Ayrıca deneyimlerin hatırlanmasında ve duyguların deneyimlenmesinde rol alan amigdala daha büyüktür. Kadınlarda ise, duyusal girdilerin ve duygusal bilgilerin tutulduğu, aynı zamanda öğrenme, hafıza ve ezberlemede önemli hipokampüs bölgesi daha büyüktür.
Nasıl bir çıkarım yapılmalı?
Biraz kafa karıştırıcı değil mi? Kim “daha iyi” ya da kim “daha akıllı” böyle bir sonuca da varamadık sanki, değil mi? Öyle bir dert yok zaten bu çalışmalarda!
Anatomi, işleme şekli ve kimyasal üretimler açısından yakalanan bu farklılıkların listesi daha uzayabilir. Düşünün ki 19.yy’dan itibaren bu araştırmalar yapılıyor. Ama çok da şaşırdığımızı düşünmüyorum. Genetikte; tek bir gendeki değişiklik çokça farklılıklar yaratabilirken, bir genin varyant formlarını (allele) ve farklı pozisyonlarını içeren tüm bir kromozom genotip ve fenotip değişikliklere açıklama getirir. Kadınların XX kromozom ve erkeklerin XY kromozom yapısına sahip olduğunu biliyoruz. Yani hem vücuttaki hem beyindeki cinsiyet farklılıklarına bu kromozom farkının açıklayıcı bir aday olduğunu düşünebiliriz. Örneğin, dişi fareler, üreme hormonlarında görülen döngüsel varyasyonların deneye değişkenlik katabileceği düşünüldüğünden çalışmalarda daha az tercih edilmektedir.
Bu arada bir not daha eklemeliyiz: Bahsi geçen tüm araştırmalar ortalama değerler içerir ve örneklem sayısı en büyük çalışma için bile 2750 kadın ve 2466 erkek katılımcı içermektedir. Bireysel karşılaştırmalar yapılacak olursa, sonuçlar farklı olabilir. Nitekim erkek beyni özelliklerine sahip kadınlardan ya da kadın beyni özelliklerine sahip erkeklerden de söz edilmektedir. Zaten asıl mesele yapılan çalışmaların yanlış yorumlanmasından ve önyargılarla yaklaşılmasından kaynaklanmaktadır. Tel Aviv Üniversitesi Psikolojik Bilimler ve Sinirbilim Fakültesi öğretim üyesi Daphna Joel, 13-85 yaş aralığında erkek ve kadınlardan oluşan 1400’den fazla beynin yapıları ve bağlantıları üzerine bir çalışma yapmıştır. Her beyin farklı motifler içeren bir mozaik olarak tanımlanmıştır. Motiflerden bazıları kadınlarda ve bazıları erkeklerde daha yaygındır. Ancak hiçbirinin tamamen kadın veya tamamen erkek olarak tanımlanamayacağı vurgulanmıştır. Önemli ölçüde örtüşmeler hesaplayan araştırmacı Daphna Joel, “bir kadının ve bir erkeğin aynı beyin tipine sahip olma olasılığı, iki kadının veya iki erkeğin aynı beyin tipine sahip olma olasılığına çok benzer” diyerek kadın beyni-erkek beyni mitini kusurlu bulmuştur.
Toplumda uzun süre popülerlik kazanmış “kadın beyni-erkek beyni” hikayesini fizyolojik ve biyolojik farklılıkların ötesine taşımamız gerektiğini düşünüyorum. “Neurosexisim” terimini de öğrenmeyen kalmasın istiyorum. Sinirbilim için yapılan çalışmalarda beyinde görülen cinsiyete bağlı farklılıkları tanımlamak için kullanılır. Ancak özünde “sexist” (cinsiyetçi) bir tavır takınmak üzere tercih edilen bir terim değildir. Dediğim gibi, doğamız gereği görülebilecek değişikliklerin araştırılması ön plandadır. Nörodejeneratif ve psikolojik rahatsızlıklara uygun tedaviler bulmaya yardımcı olabilmektedir.
Zamanla neurosexism içerisine kültürel farklılıkların etkisi de eklendi. Nöroplastisite, daha önce de size bahsettiğim gibi, sinir sisteminin yeniden yapılandırılması şeklinde tanımlanır. Beynin nöroplastisite yeteneği araştırmalar sırasında göz önünde bulundurulmalıdır. Beyin özelikleri karşılaştırılırken eğitim, ekonomik düzey, sosyal durum, çevre ve hatta beslenme gibi dış değişkenlerin de hesaba katılması gerekmektedir. Yaşanan farklı deneyimler farklı nörolojik izler bırakabilir. Toplumsal faktörlerin beyin gelişimini etkileyip etkilemeyeceğini durup düşünmek gereklidir. Tüm bunların becerilerin kazanılmasına katkısı olup olmayacağını araştırmak da iyi olacaktır.
Beyin Gelişiminde Normların Etkisi
Şimdi bir düşünün. Bebeğin cinsiyetinin kız olacağı öğrenildi. Kıyafetler, odanın duvarları, eşyaları, oyuncakları ve benzer tüm ihtiyaçlar ‘kız rengi’ olarak tercih edilir. Tipik ‘pembe’ seçeneğinden bahsetmiyorum ama ‘mavi’ de pek değildir hani. Her zaman ve hala böyle demiyorum, farkındalıkla bu ayrımlar değişiyor günümüzde, ama eskiden bu keskinlik çoktu. Oysa ki biliyor musunuz, 9-17aylık bebeklerle yapılan çalışmada kendisinin ve karşısındakinin cinsiyetini tanıdıklarına yönelik pek işaret yok. Bu ‘farkı’ bizler öğretiyoruz. Bu ara sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bebeğin cinsiyetini öğrenmek için yapılan “ihtişamlı” ışıklandırmalara, pastalara ya da partilere anlamlar yükleyen de bizleriz.
Bir erkek ikiz kardeşe sahip olarak çocukluğundan itibaren farkı hissetmiş sinirbilimci Gina Rippon, çıkardığı “The Gendered Brain” kitabında “cinsiyetçi dünyamız” diyerek bu tutumlara dikkat çekiyor. “Beyin kurallarını dış dünyadan alır. Kurallar beynin çalışma şeklini ve birisinin nasıl davrandığını değiştirir.” diye açıklama yapıyor bir röportajında.
Barbie bebeği ile büyüyen “bir çocuğun”, robotlar ve arabalarla büyüyen “bir çocuktan” farklı düşünmesi ya da davranması da muhtemel sanki. Şimdi yaratıcılığın ve yeteneğin ön planda olduğu daha farklı okul öncesi eğitimler ile daha verimli gelişimler sağlayan yerler var. Çünkü sexist düşüncelerin bizi rahatsız edeceği konular sadece iş yerimizde ya da dışarıda yaşananlar değil. İlk beyin gelişim dönemimizde bile olmamalı. Kız bebek de bilmeli ki robotlarla oynayıp ileride robotics alanında ilerlemek isteyebilir. Yazılımın “erkek işi” olmadığını keşfedebilir ki şu anda çok başarılı kadınlar var bu sektörde. Başka basit bir örnek; şu “erkeklerin bilgisayar oyunları” kavramını kıran kadın oyuncular ve yayıncılar mesela 🙂 Bu sırada, erkek bebeğe de Barbie ile oynama seçeneği sunup empati geliştirmesine ve başka insanlara nasıl davranması gerektiğini öğrenmesine destek çıkılabilir. Hatta çocuk büyütmede ev işlerine yardım edebileceğini gösterebiliriz. Basmakalıp tutumların ve normların önüne geçildiğinde, seçenekler artırıldığında daha yaratıcı “bireyler” yetişebileceğini “eleştirilen” yeni nesili izleyerek fark edebiliriz.
Unutmayın ki; beyin gelişimi anne karnında tamamlanmıyor, nöral bağlantılar her yeni bilgi ile, her yeni alışkanlık ile, her yeni tecrübe ile şekillenmeye devam ediyor. Tercih edilen hobiler ve yönlenilen spor dalları bile gelişime katkı sağlıyor. Nöroplastisite gerçeğini göz ardı etmeyelim. Beyindeki bağlantılar yaşam boyunca değişebilir.
Kısacası; bilimsel çalışmalarda yaşanan farklılıklara bir cevap aramak üzere yapılan cinsiyet farkı araştırmaları saptırılmamalıdır. Kimse, kimseden daha iyi değil. Kimsenin saçı uzun diye aklı kısa değil. Tedavi yöntemlerine destek çıkan ve karşımızdaki “insanı” daha iyi anlamamıza yardımcı olan bulguları kendi yararımıza kullanmayalım. Fizyolojik ve biyolojik farklılıkları yaratıcılık ve başarı ile karıştırmayalım. Neurosexism kavramını sexist düşüncelere entegre etmeyelim. Eşitliğin ön planda olduğu ve herkesin “insan” görüldüğü “güvenli” bir gelecek için kadın beyni-erkek beyni mitini burada bitirelim, ne dersiniz?
You May Also Like
Daha Fazla Beyin Merakı
Aralık 27, 2020
Bir Mutluluk Kimyasalından Fazlası: Serotonin Nasıl Yükseltilir?
Ocak 13, 2021