Nöroplastisite

Engelsiz Beyin: Nöroplastisite

Beyine dair belki de en çok dikkat verilmesi gereken konuya geldik. Benim de araştırırken ve okurken “keşke daha fazla kişi bunları bilse” diye heyecanlandığım bir konu! Sebebini başlıktan tahmin etmişsinizdir, ama yazı bittiğinde daha iyi anlamlandıracağınıza eminim. Bu sırada da biraz bakış açımızı değiştirelim, biraz da ‘engelliler haftası’ için farkındalık oluşturalım beraber.

Dünya Sağlık Örgütü tanımına göre, engellilik, “bir kişinin fiziksel ya da zihinsel işleyişinde yapısal ya da işlevsel bozukluk” olarak açıklanıyor. Şöyle de devam ediliyor: “Engellilik, insan olmanın bir parçasıdır. Hemen hemen herkes hayatının bir noktasında geçici veya kalıcı olarak yaşayacaktır.” Bu yüzden toplumdan dışlamak değil, dünyayı ‘herkes’ için erişilebilir kılmak önemlidir.

Bu noktada, beynimizin engellere bakış açısı bize yol gösterici olabilir. Çünkü o engel oluşturan noktayı nasıl tamamlarım ve nasıl bir çözümle bu engeli daha az kısıtlayıcı yaparım diye uğraşıyor. Aslında beynin bu yeteneğini kullanan merkezler arttı ve hem bilimsel araştırmalarla hem de gelişen teknoloji ile hayat kalitesi de geliştirilmeye başlandı. Birçoğumuzun farkındalığının oluşması ise daha yavaş, daha geriden geliyor. Daha da zaman kaybetmeden başlayalım, biraz zaman ayır kendine ve mümkünse çevrene de anlat. Farkındalığı ve umudu yayalım olabildiğince.

Nöroplastisite nedir?

Esnek beyin ya da beyin esnekliği şeklinde tanımlarla da bilinen nöroplastisite, beynin yeni nöral bağlantılar kurarak değişmesi, ihtiyaçlarımıza cevap vererek yeniden düzenlenmesi ve uyum sağlama yeteneğidir. Nöroplastisite terim olarak ilk kez 1948 yılında kullanılsa da, kavramın temeli 1900’lerin başında Santiago Ramón y Cajal (sinirbilimin babası da denilir) tarafından “nöronal esneklik” anlatılmasıyla ortaya çıktı. Dönemin inancının aksine, yetişkin de olsa bireyin beyninin değişebileceğini anlattı. Travma sonrası bilimsel araştırmaların artması ile nöroplastisite fikrinin yaygınlaşmaya başlaması 1960’lı yılları buldu. Nöronal bağlantılardaki değişiklikler açısından ‘yapısal’ ve öğrenmeye bağlı yaşanan değişiklikler olarak ‘fonksiyonel’ şeklinde iki çeşit nöroplastisite belirtildi.

Nöroplastisitenin her iki çeşidi de heyecan verici. Üstelik sadece sinirbilimciler için de değil, pek çok farklı dal için büyük öneme sahip. Örneğin, kötü alışkanlıkları yıkmak ve yeni bir alışkanlık yaratmakta da nöroplastisite kullanılıyor (ileride konuşacağız). Bu yazıda farklı örneklerden birkaçını vereceğim. Merakınız uyanırsa diye de bir tavsiyem var. Hani herkesin bir favori/başucu kitabı olur ya, benim de (Küçük Prens’le beraber) Dr. Norman Doidge tarafından yazılan ‘Kendini Değiştiren Beyin’. Örneklerin bir kısmı da bu kitaptan alındı. İlginizi çektiyse okuyabilirsiniz:)

Dr. Norman Doidge, nöroplastisite kavramını, kitapta yer verdiği farklı bilimsel araştırmalar ve pek çok gerçek vaka çalışması ile güçlü bir şekilde anlatıyor.

Duyu değişimi ile engellerin üstesinden gelebilen nöroplastisite

2020 yılı istatistiklerine göre, dünya çapında2.2 milyar kişinin görme bozukluğu var ve 49.1 milyon kişi görme engelli. Buna ek olarak, dünyada 430 milyon kişi orta ve ileri seviyede işitme sorunları yaşamaktadır. 

Pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlandı ki, beyin sınırlamanın üstesinden gelmek üzere diğer duyu organlarının gelişimine yöneliyor. Örneğin, görme engelli bireylerde dokunma, işitme ve koku gibi görsel olmayan duyu işlevlerinin daha çok geliştiği görülür. Bir nesnenin konumlandırılmasında görme ve işitme beraber çalışırken, görsel algının kaybıyla sesin araştırılması gerekir ve işitme duyusunda işlevsel artış görülür. Benzer şekilde, görme duyusundaki yoksunlukla başa çıkmak için koku alma ve dokunsal algı, görme engeli olmayan kişilere kıyasla görme engellilerde daha yüksektir.

Tüm bu bilimsel kanıtları kendim de deneyimledim. Aranızda gidenler olmuştur. İstanbul’da ziyaret edebileceğiniz Karanlıkta Diyalog, görme engelli bireyleri anlayabilmeniz için çok iyi bir deneyim sunuyor. Sanırım 5-6 yıl oldu ben gideli. Hala tüm canlılığıyla hafızamda olan bir deneyim. Gerçekten karanlık içinde küçük bir İstanbul gezintisine çıkıyorsunuz. Karşıdan karşıya geçmeye çalışırken, vapura binmeyi denerken, sokaklardan yürüyüp en son bir kafede alışveriş yapmayı ve oturup bir şeyler içmeyi keşfederken yanınızda bir de rehberiniz oluyor. Normalde pek çok görme engelli kendi başına tüm bunları yaşıyor, ama size böyle bir ‘imkan’ verilmiş.

Öyle alışmışız ki trafik lambasına bakmaya, bir an afallıyorsunuz nasıl geçeceğim karşıya diye. Düşme tehlikeniz olabilen vapura riski ‘görmeden’ biniyorsunuz. Yürüdüğünüz yollar, yanından geçtiğiniz yapılar, arabalar ya da kişiler tamamen hayal gücünüze kalmış. Film izlemeyi deniyorsunuz, konuşmanın olmadığı sahnelerde sizin için sesli betimleme yapılıyor. Bazen göz ucuyla yaptığımız alışverişe doğru parayı bulmaya çabalıyorsunuz bir kahve alabilmek için. Braille alfabesini öğrenmeye çalışıyorsunuz ve öğrenebildiğiniz kadarıyla kendi adınızı yazmayı deniyorsunuz. 

İstanbul Gayrettepe metro istasyonunda bulunan Karanlıkta Diyalog, görme engellilerin günlük hayatını anlayabilmek için iyi bir deneyim sunuyor.

Deneyimim tamamlanıp parkurdan çıktığımda rehberimizin görme engelli biri olduğunu öğrendim. Aslında şaşırmamam lazım değil mi? Bunları daha iyi kim aktarabilirdi ki? Ve yukarıdaki o bilimsel araştırma sonuçlarının doğruluğundan daha nasıl emin olabilirdim? Göremediğim için bütün seslere tam odaklıydım. En küçük ses dikkatimi çekebiliyordu. Emin olabilmek için sürekli nesnelere dokunma ihtiyacım vardı. Çiçekleri ya da denizi hayal etmek için kokusunu almaya ya da yüzümde esintiyi hissetmeye çalıştım. Kısacası, beynim o parkurun üstesinden geldi, ama aynı zamanda hafızama kazınan bir anı oldu kesinlikle.

Küçük Bir Not: Rehberimle sohbet ederken, onlara daha iyi yardımcı olabilmek için ne yapabileceğimizi sordum. Biliyorsunuz, kitap seslendirmeleri yapabilirsiniz. Diğer biri, online video bağlantısı ile gönüllülerin görme engellilere eşya bulmak, bir müzeyi gezmek, alışverişe çıkmak ya da karşılaştıkları bir sorun için destek çıkmak gibi yardımlarda bulunabildiği uygulamalardır. Ama onun bana ilk söylediği “direk kolumuza girip çekiştirmeyin lütfen. Sizi tanımıyoruz ve göremiyoruz. Önce kendinizi tanıtın, anlatın ve sorun.” dedi. Bu açıdan ben şahsen düşünmemiştim. Aklımızda bulunsun.

Görme engeline benzer şekilde, The Journal of Neuroscience dergisinde yayınlanan çalışmada işitme kaybında beynin bu fonksiyonu dokunma ve görmeye adadığı gösterilmiştir. Özellikle birincil işitme korteksinin görmekten çok dokunmaya tepki verdiğinin bulunması da araştırmanın ilgi çekici bir sonucudur. Çapraz modal plastisite olarak adlandırılan bu duyular arası değişiklikler, beynin kayıp duyu için diğer duyuları desteklemek üzere yeniden yapılanma ve uyum sağlama yeteneğini güçlendiren kanıtlardır.

David Eagleman, beynin duyu değişimi yetisini temel alarak geliştirdiği giyilebilir teknoloji 'VEST' ile sesi titreşim deseni olarak yeleğe aktarıyor.

İşitme kaybı için biyonik kulaklıklar var biliyorsunuz. Ama daha ucuza ve ameliyatsız bir yöntem de var artık. Beyine dair bilgileri herkese anlaşılır anlatan ve sevdiren David Eagleman, beynin bu duyu değişimi yeteneğini giyilebilir teknolojide kullanmış. Kişi bir yelek giyiyor ve çevresindeki ses telefon ya da tablet ile eşlenip yeleğe bir titreşim deseni olarak dönüştürülüyor. Bunu denedikleri işitme engelli kişilerde beşinci günde yeleğin dilini anlamaya başladıkları gösterildi. Çünkü beyin verinin ne yolla geldiğinden çok onunla ne yapması gerektiğini çözümlemeye önem verir. Üstelik giyilebilir teknolojiyi temel alarak oluşturdukları bu yeleğin yapabildiklerinden sadece birinden bahsediyorum. Konumuz dışına çıkmak istemediğim için ilginizi çekerse şu TED videosuna bir göz atmanızı öneririm. 

Büyüleyici Bir Bilgi:

Beynin duyu değişimleri ile engele çözüm bulması ilham verici olmasına rağmen, bir noktada mantığınıza oturuyor ve şaşırmayı bırakıyorsunuz. Peki, hemisferektomi (serebral yarım kürenin alındığı ya da devre dışı bırakıldığı cerrahi bir prosedürdür – epilepsi hastalarında duyabilirsiniz) geçirmiş bireylerle sohbet eden araştırmacının, MRI görüntülerinin aynı insandan gelmesine hayret ettiğini söylemesine ne diyorsunuz? 2019 yılında Cell Reports dergisinde yayınlanan çalışma, beynin daha sık iletişim kurarak bağlantıları güçlendirdiği ve eksik küreyi telafi edebildiğini gösterdi. Araştırmacılardan Ralph Adolphs röportajında “Kalp gibi işlevleri birbirine bağlı bir dizi parçaya sahip başka bir sistemi alır ve ikiye bölerseniz çalışmayacaktır.” diyerek de beynin nöroplastisite gücüne dikkat çekiyor!

Beyin Okulu ile zihinsel engeller kaldırılabilir

Engeller bazen de fiziksel değil zihinsel oluyor. Dikkat, algı, öğrenme, muhakeme, problem çözme, hafıza fonksiyonlarında ya da sosyal iletişim becerilerinde olabilen sorunlar sonucu zihinsel engellerden bahsedilir. Hamilelikte ya da doğum sırasında olan travmalar, kromozom anormallikleri, beslenme problemleri, erken çocukluk hastalıkları ve beyin hasarı gibi sebeplerden kaynaklı olabilmektedir. Ancak zihinsel bozuklukların da hayat akışında ‘engel’ yaratmadığı görülmektedir.

Okurken ve daha sonra denk geldiğim TED konuşmasını izlerken, her seferinde büyülendiğim bir örnek Barbara Arrowsmith Young’ın hayatı. Çok fazla zihinsel engel çeşitleri ve gelişim örnekleri olmakla birlikte bugün size ondan bahsetmek istiyorum. Dr. Norman Doidge onu kitapta şöyle tanımlıyor: ”Kendine daha iyi bir beyin yapan kadın”

Arrowsmith-Young, beynin nöroplastisite yeteneği sayesinde beyin egzersizleri ile zihinsel sorunlarını çözebilmiştir.

Barbara Arrowsmith Young, ciddi bir öğrenme problemine sahipti. Uzamsal akıl yürütme (nesnelerin nerede bulunduğunu belirlemek üzere zihinsel harita yaratma ve bedeni hareket ettirmek için zihinde planlama) yetisi noksandı. Kinestetik algı problemi yaşıyordu. Yani, uzuvlarının konumlarının farkında değildi, hareketlerinde koordine sıkıntısı vardı, dokunsal algı eksikliği ile nesneleri tanımakta ve hareket ettirmek zorlanıyordu ve sakarlıkları oluyordu. Hatırlayamadığı için sık sık eşyalarını kaybediyordu. Semboller arası ilişki kuramıyordu. Örneğin, ‘annesinin babası’ ve ‘babasının annesi’ arasındaki farkı anlamıyordu ya da sağ ve sol ayrımı yapamıyordu. Matematik işlemlerini ezberleyebilse de mantığını kavrayamıyordu. Eğitim hayatının çoğunda da belleğinden destek alarak ilerledi. Yüksek lisansında bir çoğumuzun 2-3 seferde çözümlediği makaleleri o belki 20 sefer okuyordu. Diğer yandan, sosyal ilişkilerinde de sorun yaşıyordu. Güven konusunda seçici davranamıyordu çünkü tutarsızlıkları anlamıyordu. Üstelik kendisine zeka geriliği teşhisi konulduğu zaman 1957 yılı olduğu için (hatırlayın nöroplastisitenin yaygınlaşması 60’lı yılları bulmuştu) ona söylenen bu kusurları ve sınırları ile yaşamayı öğrenmesi gerektiğiydi.

Hafızası çok güçlü ve gözlem yeteneği çok gelişmiş biri olan Arrowsmith-Young, zihinsel problemler yaşayan kişilerle ilgili kitapları ve çalışmaları okumaya zaman ayırdı. Bazılarında kendinden parçalar yakaladı ve üzerlerine uzun uzun düşündü. Özellikle bir araştırma ona ışık olmuş. California Üniversitesi’ndeki Mark Rosenzweig çalışmasında, uyarılmış farelerin beyinlerinde daha iyi kan akışı ve daha fazla nörotransmitter bularak aktivitelerin beyinde değişiklikler yapabildiğini gösterdi. Bunun üzerine nöroplastisiteyle tanışmış olan Arrowsmith-Young, kendi sorunları için tasarladığı beyin egzersizleri ile çalışmaya başladı. 1980 yılında ise, zihinsel sıkıntılar çeken çocukların hayatlarındaki başarılarına dokunan Arrowsmith Okulu’nu kurdu. İşte size Beyin Okulu deme sebebim de buradan geliyor.

Engelsiz Beyin, Engelsiz Yaşam

Beyin kendini yeniden yapılandırma ve değişikliklere uyum sağlama özelliği ile engel tanımaz. Veriyi ne yolla aldığına değil, onunla ne yapması gerektiğine odaklanır. Beynin bu nöroplastisite yetisini örnek almak 'engel-siz' yaşam için ilham verici!

Tüm bunlardan ibaret değil elbette. Anlattıklarımdan çok daha fazlası olduğunu hepimiz biliyoruz. Buraya sığdıramadığım nice örnekler var. Benzer şekilde, artan çözüm önerileri de var. Zihin kontrolünde biyonik kol ve bacaklar ya da protezler engelsiz yaşam için görülen teknolojik gelişimlerden bazılarıdır. Başın konumu ve hareketleri ile çalışabilen ve dokunmaya ihtiyaç duymayan akıllı telefonlar, yine el-kol kaybı olanlar ya da sınırlı hareketleri olanlar için üretilen çözümlerdendir. Metinleri Braille alfabesine çeviren akıllı saat tasarımları görme engelliler için mevcut. Son zamanlarda, felçli kişilerin omurgadaki devre dışı kalan sinirlerine yönelik geliştirilen elektrik stimülasyonu sonucunda hücrelerde plastisite tetiklenerek bacak kaslarının kontrolünü kazanmaları sağlanıyor. Bunlar gibi daha pek fazla engelsiz yaşam için çözümler bulunmaya devam ediyor. Tıpkı beynin kendini yeniden düzenleyip çözüm yaratması gibi!

Tabi, mesele teknolojik çözümler ya da beyin okulları ile bitmiyor. Unutmayalım ki, engeller sadece görünürde olanlar ya da teşhis edilmiş olanlar değil. Aslında ‘herkesin’ bir engeli var. Daha da önemlisi, baktığımız yerde bir engel görmek, yani düşüncelerimiz, gerçek engeller. Beyin engel tanımayarak, gelişimini devam ettirerek, hayatın akışında kalarak bize çok şey anlatıyor. Dilerim bu hem çözümlere ilham olmaya sürdürür hem de örnek olur bizlere. Bakış açımızı değiştirmek ve engelsiz bir yaşamı mümkün kılmak elimizde.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir