Fit Beyin İçin En Basit Yol: Uyku
Ortalama bir insan iseniz, gününüzün yaklaşık üçte biri uykuda geçiyor. Doksan yaşında biri için 30 yılı uykuda geçmiş demek bu. Peki, bebeklere dikkat ettiniz mi? Ulusal Uyku Vakfı (National Sleep Foundation) verilerine göre; 0-3 aylık olan bebekler 14-17 saat arası, 4-11 aylık olanlar 12-16 saat arası zamanlarını uykuda geçiriyorlar. Benim bakış açımla, en doğalını yaşayan versiyonumuz günün önemli bir bölümünü uykuya ‘yatırım yaparak’ geçiriyor. Neden mi yatırım? Hadi başlayalım o zaman.
Uyku nasıl başlar? Hangi beyin bölgeleri rol alır?
Uyku; bilincin kapalı ya da azalmış olduğu, duyusal aktivitenin ve tepkilerin baskılandığı, istemli kasların hareketsizleştiği ve vücudun doğal olarak dinlendiği kendini tekrar eden bir durumdur. Ancak, dikkatinizi çekerim ki, uyku için zihni ve vücudu tamamen kapatma ya da aktivitesizlik tanımını yapamayız. Tam tersine, beynin bazı bölgeleri uyku sırasında uyanık halimizden daha aktiftir.
Hipotalamus
Bir yer fıstığı kadar küçük olan ve beynin derinliklerinde (beyin sapının üzerinde) bulunan hipotalamus oldukça önemli görevlere sahiptir. Bu görevleri özetlemek gerekirse, hipotalamus homeostazdan sorumludur. Homeostaz; hücrenin dış uyaranlar karşısında metabolizmasını koruması, iç ortamda optimal koşulların sağlanması, vücudun dış ortama uyumu, birlikte çalışan organ ve sistemlerin dengede olması şeklinde tanımlanır. Uykunun düzenlenmesi de bu dengenin korunması için önemlidir. Uyku zamanlaması, hipotalamustaki üst kiyazmatik çekirdek (the suprachiasmatic nucleus, SCN) tarafından kontrol edilen sirkadiyen ritim (circadian rhythm) ile düzenlenir. Sirkadiyen ritim (biyolojik saat olarak da bilinir), gözdeki optik sinirler ile alınan ışık verilerini işleyerek bazı nörotransmitterlerin salınımını tetikler.
Beyin Sapı
Uyku ve uyanma arası geçişler için hipotalamustan bilgi alınır. Beyin sapında bulunan pons ve medulla bölgeleri, uzuv hareketlerinde gerekli olan kasların gevşemesi için sinyal gönderir ki istemli kasların hareketsizleşmesi sağlanır. Ayrıca yine beyin sapındaki hücrelerde GABA nörotransmitteri üretilir. GABA, hipotalamus ve beyin sapında bulunan uyarılma merkezlerinin aktivitesini azaltarak uykuyu destekler.
Bazal Önbeyin
Sinir hücrelerinin metabolik aktiviteleri sonucu adenozin kimyasalı oluşur. Adenozin, GABA’ya destek olarak, hem beyni uyanık tutan bölgeleri engeller hem de bu engelleme rolünü üstlenen diğer kısımları da tetikler.
Epifiz Bezi
SCN’den gönderilen sinyaller alınır ve serotoninden elde edilen melatonin hormonu üretimi artırılır. Bu üretimin tetikleyicisi karanlığın başlamasıdır. Melatonin hormunu, sirkadiyen ritmini ve uyku/uyanıklık döngüsünü düzenler. Melatonin miktarı yeterli olduğunda uyku süreci başlar.
Talamus
Talamusun birincil işlevi, vücuttan gelen duyusal bilgileri korteksin farklı bölgelerine iletmek ve istemli hareketler için motor kortekse yardımcı olmaktır. Bu sebeple uykunun çoğu aşamasında aktif değil. Ama uykunun bir evresinde (REM) korteksteki görüntü ve ses gibi bilgileri göndererek rüyaların hikayesine yardımcı olur.
Amigdala
Tıpkı talamus gibi, REM evresinde aktifleşen amigdala, rüyaların içeriğine katkı sağlar. Duyguları rüyaya ekler ve duygusal anıları aktifleştirir. Aynı zamanda, bir sonraki gün için duygu durum düzenlemesini gerçekleştirir.
Yeni Bir Bilgi
Elbette, vücudun hareketsiz ve beynin bahsettiğimiz kısımlarının bir hayli aktif olduğu bir durumdan bahsederken, uyku için sinirsel mekanizmaların önemli olduğunu fark ediyoruz. Ancak, geçen yılın sonlarına doğru Science Advances dergisinde yayınlanan bir çalışmada; bilim insanları, uykunun kökenini çözmek üzere suda yaşayan hidralardaki analizlerini paylaştı. Hidralar, merkezi sinir sistemine sahip değildir ve bizim biyolojik saatimizden farklı olarak 4 saatlik uyku/uyanıklık döngüsü gösterirler. Yine de, melatonin ve GABA için benzer uyku tepkileri verdiler. Ayrıca çalışmada, uyku düzenlemesiyle ilgili olan 212 gen ifadesinde moleküler ve genetik seviyede benzerlik bulundu. Kısacası, merkezi sinir sistemi gelişiminden önce uykuyla ilişkili mekanizmaların mevcut olduğu ve çoğunun evrimsel beyin gelişimi sırasında korunduğu sunuldu. Belli ki uykunun bizim için önemi büyük, ne dersiniz?
Neden uyuruz?
Enerji Tasarrufu Teorisi (Energy Conversation Theory)
Enerjiyi korumak için uykuya ihtiyacımız olduğu savunulur. Daha düşük bir metabolizma hızında olduğumuz uykuda, kalori ihtiyacımız azalır ve enerji korunur. Sekiz saatlik bir uykunun, günlük enerjinin %35 kadarını koruduğu söylenmektedir.
Onarıcı Teori (Restorative Theory)
Vücudun kendini yenilemesi için uykunun gerekliliğinden bahsedilir. Hücrelerin onarılmasına ve yeniden büyümesine uykuda izin verilmektedir. Protein sentezi, doku büyümesi ve kas onarımı uykuda gerçekleşir.
Beyin Plastisite Teorisi (Brain Plasticity Theory)
Bilginin işlenmesi, yeni öğrenilenlerin gözden geçirilmesi, hafıza ve öğrenmenin iyileştirilmesi, önemli bağlantılar kalırken zayıf olanların budanması / silinmesi, yaratıcılığın gelişmesi ve yeni çözümlerin bulunması gibi önemli bilişsel fonksiyonlar uykuda olmaktadır. Gün boyunca beyinde biriken toksinler için glimpatik (atık temizleme) süreci gerçekleşir. Odaklanma, karar verme ve konsantrasyon uyku sırasında güçlenir. Amigdala aktivitesinde bahsettiğimiz gibi, duygu düzenlemesi yapılır.
Uykunun Evreleri
Temelde iki ana grup altında toplanır: Hızlı Göz Hareketi Evresi (Rapid Eye Movement, REM) ve REM Olmayan Evre (Non-Rapid Eye Movement, NREM). Daha ayrıntılı olarak ise 4 uyku aşamasından bahsedilir. Üç tanesi NREM grubunda, dördüncü ise REM evresidir.
İlk üç NREM aşamaları tamamlandığında kısa bir REM evresi yaşanır. Sonra döngü başa döner. Uykuda kalma süreniz arttıkça REM evresi de uzar. Bir tam döngü ortalama 90-120 dk arası sürer. Gece boyunca, birkaç sefer döngü tekrarlanır.
1. Aşama (NREM): Uykuya ilk geçiş aşamasıdır. Çoğunlukla ‘hafif uyku’ olarak da tanımlanır. Uyanır ya da uyandırılırsanız, büyük ihtimalle ‘henüz uyumadığınızı’ dile getireceksinizdir. Bu birinci aşama, 5-10 dakika civarı sürerek uykunun %5’ini oluşturur. Kas aktivitesi ve göz hareketleri yavaşlar. Bazen düşme hissi yaşanır.
2. Aşama (NREM): Uykunun başladığı aşamadır. 20-60dk arası sürer ve uykunun yüzde %50’sini oluşturur. Göz hareketleri artık durur, kalp atışları yavaşlar, kaslar daha da gevşer, vücut sıcaklığı düşer, nefes doğal akışında sabitlenir ve çevrede olanlara farkındalık kaybolur.
3. Aşama (NREM): ‘Derin uyku’ aşaması olarak da bilinir. 20-40 dakika arası sürer. Kan basıncı düşer ve özellikle kaslara giden kan akışı azalır. Bu aşamada uyandırılmak sersemlemiş hissettir. Hatta uyurgezerlik rahatsızlığı olanlar, sıkıntıyı bu aşamada yaşamaktadırlar. Diğer taraftan, ertesi gün kendinizi tazelenmiş hissetme sebebiniz de bu derin uykudur. Doku onarımının ve enerji yenilenmesinin olduğu NREM-3, uykunun %15-20 civarını oluşturur. Etkili düşünme yeteneği ve hafıza gücü için önemlidir.
4. Aşama (REM): Gözler ve nefes almada görevli kaslar haricinde vücut geçici felç halindedir ama beynin en aktif olduğu uyku evresidir. Kalp atışı ve nefes hızı artar. Rüyalar görülür. Kapalı olmasına rağmen göz hareketleri hızlanır, yukarı aşağı ya da sağ sol olarak göz yuvarları içerisinde titreşimler olur. Bu göz hareketlerinin sebebi, rüyalardaki görsel verileri algılama çabası olarak tahmin edilse de henüz kesinleşmiş bilimsel sonuçlar yoktur. İlk REM evresi 10-15dk kısalığındadır, ancak gece boyunca döngüler sürdükçe REM süresi 60 dakikaya kadar uzayabilir. Toplamda ise uykunun %20 civarını oluşturur. (Bebekler için uykunun çoğunluğu REM evresinde geçer.) Kemik ve kas oluşumu, doku yenilenmesi, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, hafıza ve öğrenmenin iyileştirildiği uyku evresidir.
Kaç saat uyku gerekli?
Ne kadar uykuya ihtiyacınız olduğu yaşınızla bağlantılı değişmektedir. Bebeklerin günün çoğunu uyuyarak geçirdiğini söylemiştik. Okul çağında ve ergenlik döneminde bu süre 9.5 saat civarına düşmektedir. Yetişkinlerde 7-9 saat arası sürelerden bahsedilmektedir. Yaşlılarda, çok daha kısa süreler ya da uyku bölünmeleri görülebilmektedir. Aslında önemli olan şudur; tüm bu süreler ortalama değerlerdir ve herkes için aynı olmayabilir. İhtiyaç olan uyku süresi, aynı yaş grubundakiler içerisinde bile farklılık gösterir.
Hatırlarsanız, iki mekanizmadan konuştuk. Sirkadiyen ritim, ne zaman uyanık ve ne zaman uyumaya meyilli olduğunuzu belirler. Sirkadiyen ritim, çevreden aldığı ışık ve sıcaklık benzeri ipuçlarıyla senkronize çalışır. Tabii, onların yokluklarında da çalışır ama varlıkları belirleyici faktörler olur. Uyku zamanlamanız belirlenir. İkincisi ise, hipotalamus kontrolündeki homeostaz mekanizmasının uykuyu düzenlemesidir. Uyku ihtiyacınız takip edilir. Uyanık kalma süresi uzadıkça, dengeyi yeniden kurmak üzere, uyku ihtiyacı ve dürtüsü artar. Uzun süre uykusuzluk olursa, artan uyku ihtiyacı ile daha derin ve uzun bir uyku gerçekleşir. (Akademide bazen çalışmak için sabahlamamız gerekirdi. Bazen, art arda gelen finaller ve deneyler ile 48 saate yakın uyuyamadığımı ama sonra da 12 saatlik en derin aralıksız uykuyu uyuduğumu hatırlıyorum.) Jet lag yaşayanlar ve gece vardiyası çalışanlar için bu durum incelendiğinde, doğal ritimleri ve uyku/uyanık döngüleri bozulduğu için, uyku süreleri ve zamanlarında normale göre uyumsuzluk gözlenir.
İki mekanizmaya ek olarak, yaşam tarzınız (egzersiz varlığı/yokluğu, beslenme düzeni, sigara & alkol ve benzeri kullanımlar, aldığınız ilaçlar gibi) uyku sürenizde önemli bir etkendir. Örneğin, bir çalışmada, iki-üç kadeh bir şeyler içmek uykuyu desteklerken, bu 3 günden fazla yapıldığında ya da daha fazlası tüketildiğinde etkinin giderek azaldığı gösterildi. Hatta uyku bozukluğu ile alkol tüketimi arasındaki ilişki sunuldu. Başka bir çalışmada, sigara bağımlılığı yüksek olanların gece düşen nikotin seviyesi ile uyandığı ve yaşanan kalitesiz uykular ile kronik uyku problemlerine sahip olabildiği gösterildi. Ciddi bir sigara bağımlısı olmanıza da gerek yok. Uyku bozukluğu ve sigara arasındaki ilişki için 3516 kişi ile yapılan bir araştırmada, sigara içmenin uyuma ve uyanmada güçlükler yarattığı belirtildi.
Uykunuzun süresini belirleyin
İki mekanizmayı ve yaşam tarzınızı düşündüğümüzde, artık rahatça söylüyoruz ki uyku süremiz ve ihtiyaçlarımız farklıdır. Eskiden olduğu gibi herkes 8 saat uyumalıdır inanışı artık devam etmiyor. Yeterli uyku kişiden kişiye değişir. Yoga derslerim sırasında da konuştuğumuz gibi her beden bir parmak izi ve hepimizin ihtiyacı farklı. Şimdi sizden küçük bir ricam var. Erken uyanmak zorunda olmadığınız (biliyorum, karantinada home office devam ediyoruz ama haftasonu iyi bir seçenek olabilir) bir günü seçin. Küçük bir not defteri ya da bir kağıt alın başucunuza. Uykuya dalmak üzere hissettiğiniz o saati yazın (çok esnediğiniz ve gözlerinizin kapanmak istediği o an). Ertesi sabah, bilincinizin ilk uyandığı saati de not edin. Hani bazen bir gözleriniz açılır ama ‘saat daha erkenmiş’ ya da ‘biraz daha uyumak istiyorum’ gibi bahaneler ile uyku devam edersiniz. İşte o andan bahsediyorum. İkisi arasındaki fark sizin doğal ve ihtiyacınız olan uyku süresi.
Mesela benim 7 saat çıktı. Yok kesinlikle en az 8 saat uyumalıyım demeyi bıraktım. Tabii, bazen o kadar yorgun oluyoruz ki vücut daha fazlasını istiyor. Ama artık biliyorum ki 7 saat benim için normal koşullarda yeterli ve sağlıklı.
Derin uyku sürenizi merak ediyor iseniz; akıllı saatler ya da bazı telefon uygulamaları yardımcı olacaktır. Seminerine de katıldığım FitBit, bu konuda çok başarılı ve öneriler de veriyor. Ama pek çok akıllı saat de artık uyku ölçümünde etkin. Saat tercihiniz değilse, Sleep Cycle ve benzeri telefon uygulamaları da uyku kaliteniz için sizi bilgilendiriyor.
Not: Eğer gece uyanmalarınız varsa ve belirlediğiniz doğal süre size yetmiyor gibi geliyorsa, hayat tarzınızda bir takım değişiklikler gerekebilir. Hatta ciddi uyku problemleriniz var ise doktor ile görüşmeniz gerekebilir.
Uykunun Önemi
Uyku ve Ruh Halleri
Uykuda aktifleşen amigdala, korku tepkisinden ve diğer duyguların işlenmesinden sorumludur. Uykusuzluk durumunda, amigdala aşırı tepkiler verebilir. İyi bir uyku sonrasında, kendinizi yenilenmiş, enerjik, taze ve mutlu hissetme ihtimaliniz çok yüksek. Ancak, uykusuzluk sonucu kaygı, gerginlik, asabiyet ve stresli haller ile anksiyete hastalığı yaşayabilirsiniz. Harvard Tıp Okulu’ndan ve Pittsburgh Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü 2020 tarihli bir çalışmada, 150 kişi iki gruba bölündü. Bir grup normal sürelerde uyudu, diğer gruba uyku kısıtlaması getirildi ve sadece gecenin yarısında uyudu. fMRI sonuçlarında; normal uyuyanların duygu düzenlemesi ile ilişkili prefrontal korteks aktivasyonu görülürken, kısıtlanmış uyuyanların korku ile ilişkili bölgelerinde yoğun bir aktivasyon gözlendi. Korku, kaygı ve stres hislerini yaşamalarına sebep oldu.
Bir ay kadar önce Behavioral Brain Research dergisinde yayınlanan, Ottawa Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü bir çalışmada, 80 ergen ve yetişkin fareden (40 erkek, 40 dişi) sadece ergenlerde 7 günlük uyku bozukluğuna bağlı depresif hareketler gözlendi. Uyku bozukluğu bir stres faktörüdür ve stresle başa çıkabilmede etkili prelimbik korteks uyku gecikmesi durumunda aktifleşir. Kronik uyku bozukluğunda, prelimbik korteks aşırı aktivasyon sebebiyle yıpranır. Diğer stres faktörlerine duyarlılık, duygu durum bozuklukları ve sıklıkla depresyon belirtileri gözlenir.
Kısacası; uyku, dengeli ruh halleriniz ve stresle başa çıkabilmeniz için oldukça önemlidir. Uykusuzlukla gelen huysuz ve gergin duygu durumları yerine, iyi bir gece uykusu sonrası oluşan enerjik ve yenilenmiş hisler ile keyifli bir gün geçirme ihtimaliniz çok yüksektir.
Bir küçük not eklemeliyim ki, burada aslında bir döngü de var. Sağlıklı yaşayanların kaliteli uyku ihtimali yüksektir, kaliteli uyuyanların sağlıklı alışkanlıklara meyilli olması yaygındır. Benzer şekilde, uyku problemleri bağımlılıkları artırır, sağlıksız alışkanlıklar uyku bozukluklarına sebep olur.
Uyku ve Bilişsel Aktiviteler
Beyin, derin uyku sırasında gün içinde biriken toksik maddeleri temizler. Alzheimer hastalığı, çoğunlukla beta-amyloid adı verilen bir toksik plağın birikiminden kaynaklanır. Uzun süre Alzheimer hastalığı olduğu için hastaların uyku sorunu çektiği düşünülse de, 2009 yılında Johns Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu’nda 70 sağlıklı yetişkin ile çalışılarak daha kısa uyku süresinin ve daha düşük uyku kalitesinin beta-amyloid artışı ile ilişkisi bulundu. Destekleyici olarak Kaliforniya Üniversitesi (Berkeley) araştırmacılarının 2020 tarihli yayınlanan çalışmasında, daha az derin uyku aşaması ve bölünmüş uyku düzeni yaşayan kişilerin, beta-amyloid miktarlarında artış gösterdi. Araştırmacılar, “genetik testlerin Alzheimer yatkınlığını öngörebilmesine ve kan testlerinin teşhis aracı sunabilmesine rağmen, uykuda yapılan yaşam tarzı değişikliklerinin terapötik olabileceğini” vurguluyor. Bana göre, çok kıymetli bir sonuç da sundular: uyku kalitesinin ölçümü, gelecekte beyinde neler olacağını söyleyebilir.
Nature dergisinde yayınlanan bir çalışmada, akademik performansın ve sınavlardaki başarının yüzde 25’ini kaliteli ve uzun süreli uykunun oluşturduğu gösterildi. Yine, uykunun öğrenme ve hafıza üzerindeki önemi kanıtlandı. Sadece, belirtmeliyim ki, buradaki başarı sınavdan bir önceki gece uykusu ile ilişkili değil, yaklaşık bir ay öncesinden başlayan bir uyku düzeninden bahsedildi.
Uykunun hafıza için önemine yönelik bir çalışmada, görevi öğrenmek ve görevi hatırlamak arasına 12 saatlik süre konuldu. Gece uykusu sırasında, öğrenme ve hatırlama ile ilişkili bölgelerde fMRI analizinde aktivasyon görüldü. Eğer öğrenmek ve hatırlamak arasına gece uykusu eklenirse, eklenmediği duruma göre test performansında etkili bir artış gösterildi. Başka bir çalışmada, katılımcılardan hayvan görsellerinin olduğu 15 kartı ezberlemeleri istendi. Bazı katılımcıların uyumasına izin verilirken, bazılarından uyanık kalmaları beklendi. Uyuyan grubun hatırlama başarısı, uyumayanlardan %25 fazlaydı.
Uyku sadece hafıza ve öğrenme becerilerine yardımcı olarak başarınızı etkilemez. Uyku odaklanma ve konsantrasyonu da artırır. UCLA araştırmacılarının 2017 tarihli bir çalışmasında, uykunun beyin hücrelerimizin birlikte çalışma yeteneğini artırdığı bulundu. Uykusuzluk çeken katılımcıların daha zor odaklandığı ve daha yavaş cevap verdiği gösterildi.
REM evresinde hücrelerden asetilkolin nörotransmitteri salgılanır. Asetilkolin canlı bir hayal dünyası yaratmanıza yardımcı olur. Anılarınızdan ve gün içi düşüncelerinizden anlık görüntüler gelir, soyut düşünme başlar. Bu da uykunun yaratıcılığı artırma sebebidir. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, katılımcılardan yaratıcılık gerektiren anagram kelime bulmacasını çözmeleri istendi. İyi bir gece uykusu aldıklarında tekrar edildiğinde, sonuçlarda %30 performans artışı gösterildi.
Uyku ve Spor
Harika bir spor yaptınız. Aynı şekilde güzel bir uyku düzeni ve kaliteniz olmazsa, kas gelişiminiz zor. Uyku, sadece maksimum kas gücü gelişimine değil, yeni kas büyümesine ve kas onarımına da yardımcı olur. Uykunun üçüncü aşamasını hatırlayın, doku onarımı gerçekleşir. Ayrıca, uykunun pek çok aşamasında (özellikle REM’de) kaslar hareketsiz bırakıldığı için sporda yaşanan gerginlik ve ağrılar giderilir. Enerji yenilenir ve kas koordinasyonu düzenlenir. Stanford Üniversitesi’nde basketbolcular ile yapılan bir çalışmada, uykularını 2 saat uzattıkları zaman ruh hallerinde, atletik performanslarında, atış sürelerinde ve hızlarında gelişim gözlendi. Hatta “bir sporcunun en yüksek performansının yalnızca optimal uyku alışkanlıkları ile ortaya çıkabileceği” söylendi.
Genel Uykusuzluk Sonuçları
İlk tahmin edeceğiniz gibi, uykusuz kaldığınız zamanlar mikro uykular (microsleeps) yaşama ihtimaliniz artar. Bilinçsizce başınızın düştüğü ve uyukladığınız o geçici uyku hallerine mikro uyku denir. Bu mikro uykular sebebiyle, uykusuzluğun trafik kazalarındaki en büyük faktörlerden biri olduğunu biliniyor. Uykusuzluğa bağlı yaşanan mikro uykulara ek olarak, çoklu görev yeteneğiniz azaldığı için de kazalar artıyor. Çoklu görev yeteneği; el, ayak, görüş ve çevreye farkındalık birleşimidir ki kazalar haricinde de gün içi aktivitelerinizi etkiler.
Uykusuzluğunuz ile stresiniz kronikleşebilir. Kronik stres, zayıf bağışıklık sistemi ile enfeksiyonlara açık olmanızı artırır. Strese bağlı artan kan basıncı ile kardiyovasküler hastalıklar oluşabilir. Duygu durum bozukları, değişken ruh halleri ve depresyon da bu uykusuzlukla kronikleşen stresin sonuçlarıdır.
Uyku, sırasıyla açlık ve tokluk hislerinden sorumlu grelin ve leptin hormonlarını etkiler. Uykusuzluk durumunda, size doyduğunuzu belirten leptin hormunu salınımı düşer ve iştah uyaran grelin hormonu salınımı artar. Bu da, uykusuz kaldığınız bir gün yaşanan açlığı, gece atıştırma isteklerini ve kilo artışını açıklar.
Tıpkı serotonin-depresyon ilişkisinde yaşanan çelişkiler gibi, psikolojik hastalıklarda kullanılan ilaçların uyku sorunlarına yol açtığını düşünenler ve ilaçlardan önce de uyku sorunları olduğu için zihinsel sağlık kaybı belirdiğini söyleyenler olarak iki grup var. Ancak 2020 tarihli bir çalışma, erken çocukluk evrelerinde yaşanan uyku problemlerinin ergenlikte yaşanabilecek zihinsel hastalıklar ile ilişkisini gösterdi. Gece boyunca sık sık uyanan ve uykuları düzensiz olan çocuklarda psikotik deneyimler ve borderline kişilik bozukluğu ihtimalleri yüksek bulundu.
TED konuşmalarını da keyifle dinlediğim Russel Foster’ın uyku bozuklukları ve mental sağlık üzerine yaptığı 6 haftalık bir araştırmada, uykusuzluk problemlerinin zihinsel hastalıkları tetiklediği gösterildi. Ayrıca, uykudan sorumlu genler mutasyona uğradığında zihinsel sağlık sorunlarına yatkınlık başladığı da sunuldu. Bu yüzden de vurguluyor ki, “Uyku merkezlerini düzenlemek bu hastalarda etkili bir tedavi aracı olabilir.”
Özetle;
Uyku, Thomas Edison’ın “Uyku, büyük bir vakit kaybı ve mağarada yaşadığımız günlerden bir mirastır.” düşüncesinin aksine kendinize yapabileceğiniz en zahmetsiz yatırımdır. Uyku; ruh halleriniz, bilişsel fonksiyonlarınız ve genel sağlığınız için fazlasıyla önemlidir. Uyku sürenizi belirlemeyi unutmayın. Bir sonraki yazımızda, uyku kalitesini artırmak üzere notlar çıkaracağız.
You May Also Like
Daha Fazla Beyin Merakı
Aralık 27, 2020
Fit Beyin Nedir?
Aralık 27, 2020